Sekiz mart iki bin on pazartesi Yılımda yıllarımın en halisi Çalar saat gibidir ezan sesi Okununca açılır göz kafesi Başlar bende hafta başı telaşı Yana yana çeksem de nefesi Yakalaya bilmem için servisi Koşar güne hazırlanırım be KEKO!
Kapılırken günümün çarkına ben Saat dört otuz ikiyi tıklarken, Elazığ-Kovancılarda bir deprem Sallamış altı nokta sıfırlan Okçular köyü çevresi uyurken. Silkinmişsin kerpiçler altından sen Bilemedin yitiktir kardeş, annen Duyunca şoka girmişsin be KEKO!
İzlerken ben ekranlarda sizleri, Açtım hatıratım olan günleri. Bir ağustos günü hasat sıcağı, Varto’nun ünlü depremi salladı Muskan’ın taştan topraktan evleri Yemek yerken tüm aile fertleri Üstümüze çullandı tavanları Lokmalar kaldı boğazımızda be KEKO!
Göçük altında çıkardılar hemen, Çok yakınlarımı uğurladım ben Felek çaba göstermesine rağmen Anayı kardeşi alamadı benden Babam da öyle ekmek parasın İçin salsız geçemedi denizden Yani sansım o gün bana gülerken, Bu günde sana gülmeliydi be KEKO!
Acını sineme bastım evimde, Bendeniz çıra çarık döneminde, Sen ise uydu bilişim çağında İzlerken renkli TV ekranlarında Aramızda yarım asır olsa da, Bugün seninle beraber bizlerde Aynı çağı yaşar gibiyiz be KEKO!
Zelzeleler bizi salladı durdu, Beni gündüz Varto-Muskan’da buldu Seni gece Kovancılar’da vurdu Beni sıcakta dalımdan kopardı, Seni ise kışın yuvandan etti. Taştan topraktan yığmalar beni, Uygarlık kerpiçleri vurdu seni. Beni üç seni sekiz yaşında be KEKO!
Tarihler birbirilerini kovalar, İçinde döner durur Kovancılar. Enkaz altında inler yatanlar, Onlar ağlarken meleşir hayvanlar. Tozlar içinde umut ve korkular, Lüle lüle semadan yok olurlar. Yüreğim kaynar, gözlerimden taşar, İçinde sizleri ararken ben be KEKO!
Senin mezar taşına abanmanı, Enkaz altında mefta aramanı, Abes karşılayamaz kimse hani. Yalnız küreyi bazen sancı tutar Zelzeleler olur, tufanlar kopar Bazen savaş çıkar, ocaklar söner, Seni de beni de vurur yokluklar, Filler yürür çimenler ağlar gibi be KEKO!
15.03.2010 Gürsel FIRAT
ANAM
ELLERİ NASIR TUTMUŞ YÜZÜNDEKİ ÇİZGİLERLE ANLATİYOR HAYATİN GAMSİZ VE ACIMASIZLIĞINI GÖZLERİNDEKİ İSİLTİ UMUT OLUYOR EYGÜZEL ANAM SENİ ANLATMAK NE SAYFALARA NEDE HAYAT YETMEZ
SEN YOKLUGU SEFALETİN ESERİ OLMADİN UMUTLA SARILDIN SEVGİNLE YEŞERTİN BİZLERİ SENİ NE ÇAĞLAYAN ŞELALE NEDE ESEN YEL ANLAR BİR ÖMRÜM SENİN OLSUN ANAM GEL ÖMRÜM SENİN OLSUN.
MUTLU KARAKAYA 03.02.2010
NAZLİ YARİM
GÜNESİN DOĞUSUYLA ISINDIM İÇİMDE SIMSICAK BİR SEVGİ DENİZİN MAVİLİĞİYLE BİRLEŞTİ BEDENİMDE SENSİZ ÜSÜYORUM ÖZGÜRCE UÇUSAN MARTİLARIN ÇİGLİĞİYLA BELKİ HAYKİRİŞ BELKİDE İSYAN SEN YOKKEN BİR PARÇAM EKSİK TIBKI TOPRAĞIN SUYA DUYDUĞU ÖZLEM GİBİ
SENİ BAHARLA BAMBAŞKA YAŞİYORUM PAPATYANIN GİZEMLİĞİ VE KOKUSUYLA BURAM BURAM SEVGİ YUMAĞİ RÜZGARİN SESİNİ DİNLİYORMUSUN SANA SESLENİYORUM EY NAZLI YARİM
MUTLU KARAKAYA 03.02.2010
TATAN
BAHARIN GELİŞİY BİR BAŞKADIR KİRLARDA GÜLLERİN KOKUSUYLA ANIMSANIRSIN KUZULARIN MELEŞMESİNİ KELEBEKLERİN UÇUŞLARINI TATANI YAŞAMAK BİR BAŞKADIR
GECENİN KARANLIĞINI AYDINLATAN YILDIZLARINA BAKIP DALMAKTIR TATANI TOPRAĞIN SUYA DUYDUĞU ÖZLEMDİR KANA KANA İÇMEKTİR BELKİ ÖZLEMİ ANLATMAK HASRETİNİ DUYMAK İŞTE BÖYLEDİR TATANI YAŞAMAK
MUTLU KARAKAYA 08.02.2010
SEVGİ
SEVGİYİ TARİF ETMEK BAZEN İKİ KELİME BAZENDE SONU OLMAYAN YOL GİBİDİR BAZEN HİRÇİN BİR DALGA BAZENDE MASMAVİ DENİZİN DERİNLİĞİ GİBİDİR
BAZEN KIZGIN GÜNEŞ GİBİ SIÇAK BAZENDE YEL GİBİ SOĞUK BAZEN DAMARDAN AKAN KAN GİBİDİR BAZENDE YAĞAN YAĞMUR KADAR BOLDUR
BAZEN KİR ÇİCEĞİ GİBİ ENFES BİR KOKUDUR BAZENDE ÜRKEK BİR SERÇENİN ÇIRPINIŞIDIR BAZEN AKAN GÖZ YAŞI GİBİDİR BAZENDE PARLAYAN YILDIZDIR SEVGİ
MUTLU KARAKAYA
HAYAT
HAYATI NEDE ZOR YAŞAMAK İNSANLARI ANLAMAK BİR EKMEĞE MUHTAÇ HALE GELDİK YASAM KAVGASINNDA ÖMÜR GEÇİP GİDİYOR
ALIN TERİN KARŞILIĞI BU OLMAMALI YÜREKTE KİN YERİNE SEVGİ OLMALI AGLAMAKLI GÖZLER YERİNE UMUT DOLMALI EY HAYAT UMUT VAR OLDUKÇA BİZLERDE VARIZ İNADINA YAŞAMAK.
MUTLU KARAYA 10.03.2010
BABA
SENİ TARİF ETMEK DOYA DOYA YAŞAMAK İSTERDİM DAHA 12’SİNDE TANIŞTIM BABASIZLIĞA KELİMELERİN TÜKENDİĞİ KALBİMİN DURDUĞU AN
ISSIZ SOKAKLARDA DOLAŞIYORUM SENSİZ GÖZÜM TAKILIR ANNE VE BABASINA SARILAN MAHSUM ÇOCUKLARA GÖZLERİM YAŞLI,KALBİM PARAM PARÇA İÇİMDE FİRTİNALAR KOPUYOR NERDESİN BABAM SENSİZİM
GECE DÜŞLERİMDE BİTMEYENSİN YÜREĞİMDE TÜKENMEYEN ÖZLEMSİN SENSİZSİM BABAM
SEN PARLAYAN YİLDİZİMDİN UFUKTA DOĞAN GÜNEŞİM ÇAĞLAYAN İRMAĞIMDIN BİTMEYEN GÜL KOKUMDUN
KİRLARDA ACAN KIR ÇİCEĞİMDİN GÜNDÜZ GÜNEŞİM, GECE AYIMDIN BİTMEYEN UMUDUMSUN BABAM.
MUTLU KARAKAYA 11.02.2010
BEN SANA YASAKLI TÜRKÜ
Bir sevda kaydi avuclarimdan tutamadim Gölgeler büyütüyorum onsuz esen firtinalarda Yamaclari kar tutmus daglar gibi Nasir tuttu yüregim Ve gecenin en dipsiz karanliginda Mavinin hic bitmiyen özgürlügünde Söz büyütüyorum Bir bicak gibi keskin... Lal olan dilim Bir sürgündür artik Gün kasvetli Yollar cetin Sevda aglamaklidir bir cocuk yufkaliginda..... Gözlerinin derininde kayboldugum Kendimi aradigim Hüznün en güzel yani olan Sevda denizine düstügüm Ve yüregine nakisina basladigim Tutamadan yitirdigim ellerinden Bana suskular kalir.. Safakta yüzüme düsürdügün Tatli tebessümden Gün batimi lal olan dilim yetimdir Kendime bile konusamam Suskular saplanir yüregime Adini bir an gecirsem aklimdan Gercegin ile yüzlesir Cocukca bakarim Yildizlarin mahsumiyetine Gitme kal diyemedim Birak ay dogsun altinda Tutusturamadigim sevda atesi ile Yanalim diyemedim... Diyemem ! Nasil derimki Kanatlarim kirik Ben sana yasakli türkü.. Suskular dolanirken etrafimda Günesin batisi Ve sevdamla bas basa kalisimin Hüzün dolu saatleri baslar... Rüzgar yanagimi oksiyarak uzaklasir Ay buluta karismis Ben yagmurun ciselisi ile irkilir Adina güller dolarim... Üzerinde yürüdügüm taslarin cigliklari Kanayan bir yerimdir artik Cikmaz sokak sevdalar Hep bana dairdir Ve kiyisinda yanlizlik Bir basina beni bulur bu kentte... Gitme diyemedim nasil derimki Sen bir ucunda sevdanin suskusu Ben yasak türkülü Ve dokunamadan ayriligin üsürcesine El salladigi nefesim,yüregim... Hani derler ya Gözler görmesede gönül katlanir Katlanirda nasil dayanir sir gibidir Safaklar puslu Geceler sessizligin icinde direnirken Yirtilasi avazim Ne kadar ciglik atsada Sesim hep yetimdir Hüzün bulutlari islatirken gözlerimi Ben tatli bir tebessümle anarim gülüslerini Kasis aslinda kendimden Insan kiskanirmi yüregini Kiskaniyormus demekki Yüregimde sicacik bir yüz Bir cift güzel bakan göz nakistirlar simdi. Sokulamadim derin uykularina Düseremedim avuclarla sevda tohumlarini yüregine Utangac duygularimla davet ettim özlemlerimi Bütün saatleri sana kurdum Bütün günleri sana adadim Sen susku denizinde cirpinan bir balik Avazim yenik düsen bir liman gibi terkedilmis. Artik bu sevdaya büyüttügüm bütün sözler yetim Nasil derimki gitme kal diye Diyemedim diyememki Kanatlarim kirik Ben sana yasakli türkü............
KENAN TOSUN 25.08.20009
AŞIKLAR YURDU
Siir: MEHMET HALİS FIRAT.
HER NEKADAR SENİ ÖVSEM, ÖVMEYE DEĞERSİN DEREM, ÇAĞLADIKÇA O BERRAK SULARIN, İNLER SESİ GELİR DERİNDEN, GARİP GÖNLÜMÜN YAYLASIDIR DEREM.
YÜKSELMİŞ GÜZELDİR KIZILCIK AĞAÇLARIN, SANKİ SIRA SÖĞÜTLERLE YARIŞ EDER, OTURDUĞUM ZAMAN SERİN GÖLGESİNDE, KALMAZ O ZAMAN HİÇ BİR KEDER BENDE, SENİN EŞİN EMSALİN BULUNMAZ DEREM.
KIZILCIK LAKAPLI, ADIDIR "SORUNDAR" DERESİ, BİR BENİ DEĞİL SEVİNDİRİR HERKESİ, MOR MENEKŞE ÇİMENZARDIR MEVKİSİ, BİR DALINDAN GELİR BİNLERCE KUŞUN SESİ, KUŞLAR ORDUGAHI BÜLBÜL YATAĞIDIR DEREM,
ACEP UĞRAMIŞMIDIR SANA ASLI İLE KEREM, BARIM BARKIM SİNEMAMSIN HER DEM, HALİS DERKİ SEN OLMAZSAN BEN NEREDE EYLENEM, COŞARSA GÖNÜL OTURUP GÖLGESİNDE SÖYLER AĞLARIM BEN, ŞAİRLERİN MEKANI AŞIKLARIN YURDUDUR BENİM DEREM.
GÜNEŞiN BiLE BUZ TUTTUĞU YERDE YANAN BiR IŞIK GÖRÜRSEN BiLKi O SENiN iCiN YANAN KALBiMiN IŞIĞIDIR...
Siir: Ali Haydar ÇiÇEK
ERSAL SARIKAYA
NIL NEHRINDEN YARATILAN ATESE...
öyle umulmadik, kirilma noktasi kesfedilmis zamanlarin bir yerinde.... gürültüsünde maviler dans eden sessizliginde rüzgar doguran adi yasak bir iklimdin sen bana.... diclenin, agrinin, firatin yakariyisiydin... bulutlari tasinmis, yüregi tarumar edilmis bir çiçek özüydüm ben sana..... eksikligi bahara armagan.... gitme vaktidir gayri, sular getirmisim sesine, yollar bizi bekler,,, buralar gideni biz ne yapsak kus intihar edecek..... gayri gök ikiye bölünür bu eskiya sevdada, namlusunda beni tasir ölüm.... dedim ya karakiz biz bize yakismadik, üstümüze kusattigimiz baskasiydi hep görmedik bunu hiç kendimiz kadar kördük içimizde.... seni çok sevdim nil bakislim....
UMUD
okul siralari arasindan geçip giden saat dilimleriyle büyüyordu UMUD soluk soluga kaçan zaman onda sürekli bir seyler uyandiriyordu her sabah hayata umut ile açtigi mavis gözleri onunla ihtiyarlasiyordu, büyüdükçe büyüyorlardi... bir bahar sabahi pencereden içeriye sizan günes isiklariyla uyandi gözlerini yumarak banyoya yüzüne ilik sular serpmeye gitti... bir avuç iki avuç derken tamamen uyandi sabaha artik rüya yoktu hersey bütün çiplakligi ile gerçekti sokak aralarindan soluk adimlar atarak ilerledi okuluna dogru bilgeligi sirt çantasina sikistirilmisti, bastigi her kaldirim tasini saydi, içlerinden bazilarina basmamak için büyük adimlar atti... vardiginda her sey ayniydi, dün, bugündü sanki zilin gür sesiyle girdiler içeriye, umud hemen kapinin agzinda ki masasina oturdu. usanmadan sirtinda tasidigi çantasini araladi küçük elleriyle bir kitap çikararak zarif hareketlerle serdi masanin üstüne. kapinin açilmasiyla mehmet ögretmen girdi içeri yüzünde kocaman bir sevgi asili duruyordu, 'evet çocuklar' diyerek basladi güne... ' bugün insan konusunu isleyecegiz' diyerek devam etti...
dakikalar giderek ilerliyordu kelimeler güzel bir amaç ugruna harcandi zamana sigan ne varsa döküldü bir selale gibi kelimelere... ve son sözlerde mehmet ögretmen bir sey istedi o isik tohumu çocuklardan 'yarin bana gördügünüz bir insani anlatmanizi istiyorum' dedi ve zil çaldi... 'iyi dersler' ve gitmek karismisti... zaman gittikçe ilerledi günes isiklari agir adimlarla çekiliyordu gökyüzünün o mavi perdesinden birazdan yerini siyah bir gök süsü ve isik tomurcuklari seklinde yildizlar alacakti... umud sirtina aldigi bilgilerle koyuldu eve dogru ama farkli bisey vardi artik kaldirim taslarini saymiyordu gözleri yere bi çivi gibi çakilmisti aklinda mehmet ögretmenin sözleri vardi... söyledigi o insani nerde bulacakti. eve gittiginde babasina sordu 'baba bana bir insan göster yada anlat' 'nasil yani oglum' diye karsilik verdi... 'yarin okulda anlatmak için ögretmen istedi'... 'insan ve insancik ayni sekile bürünmüs iki varlik insan bu devirde zor bulunur ama insancik çok var isten eve dönerken otobüste yada kahvalti için gittigin bir simitçide yani anlayacagin her yerde, insan ise karanligin içine gömülmüstür fark etmek için isik tutulmalidir, sen karanligi aydinlattikça çikarlar bir ates topu misali...' umut babasinin anlattiklarindan bir sey anlamamisti ama okula bos gitmek istemiyordu birazda olsa aklinda tutmaya çalisti babasinin dediklerini... gece çökmüstü umudun yatma vaktiydi odasina çekildi ve uzandi yataginin üzerine basladi düsünmeye. düsündü, düsündü, düsündü bulamadi, ve ansizin sizi veriyor aksamin o müthis sessizligine, uyuyor düsleri giden zamanin arka koltugunda bir resim gibi sicak ve telasli...
annesinin sesiyle uyaniyor çaresizce içinde korku yüzünde uyku sersemligi bunlardan kurtulmaliydi, birseyler yapmaliydi zamana yenilmemeliydi... umud ilk is uyanmak dedi ve gitti yüzüne soguk sular serpmeye bir kaç avuç serptikten ipeksi havlu ile yüzünü kuruladi... çaresizligini görmek için mavi gözlerini aynaya dikti bakti bakti ve gördü insan denilen varligi kosar adimlarla kahvalti sofrasina babasina gitti 'gördüm baba gördüm insan denilen varligi gördüm' dedi.... babasi saskinlik içinde ' nerde' diye sordu....'aynada baba' diyerek cevap verdi... babasi saskinlik içinde ogluna bakiyordu umud ise babasindan bi söz beklemeden kosar adimlarla okula gitti sahneye çikan bir oyuncu gibi heyecanla zilin çalmasini bekledi. zilin ilk sesiyle sinifa girdi mehmet ögretmeni bekledi... zaman agir bir kaplumbaga gibi yavas yavas ilerliyordu sanki hersey durmustu... sonunda mehmet ögretmen içeri girdi 'günaydin' kelimesiyle basladi güne.... ' evet' 'dün verdigim ödevi yapan varmi' sorusu ile umud firladi ayaga 'ben ögretmenim' dedi... mehmet ögretmen bu hevesi kirmayarak ilk sözü umuda verdi, 'anlat umud tanidigin insani' umud bu sözlere karsilik gür ve kararli bir ses tonuyla basladi konusmaya.... 'bu sabah kendimdeki korkuyu görmek için aynaya baktigimda bir baska insan gördüm çok farkli biriydi o ben degildim ben korkudan ter tomurcuklari dökerken o kararliligiyla karsimda dikiliyordu sanki bildigi bisey vardi korkudan eser yoktu onda bence insan bu ögretmenim' dedi ve yerine oturdu. mehmet ögretmen alkislamaya basladi ve digerleri ona katildi...' aynalar bazen sizin bilmediginiz seyleri yansitirlar siz umud gibi korkarken o sizdeki cesareti yansitir yüzünüze ve size düsen pay bunu görmek bakmayi ögrenin çocuklar hayatta basarili olmak istiyorsaniz bakmayi ögrenmelisiniz'.....
Sirr:Ersal Sarikaya
YAŞAMA DAİR
Uzayan gecelerin renkli saatlerinde, gözleri tohuma uyanan bir kızın gizli yanaklarında yaşanırdı herşey. Elleri yağmur biriktiren çamur topluluğu gibi topluyordu emeği, saçının her telinde rüzgar dans ederdi. İliklerine kadar ıslansada bazen yinede bırakmazdı göğsünün kafesine hapsettiği kalbini... Cesurdu ve hep korkaklarla koşardı. En hızlı adımını bulutların peşinde attı yetişemeyince geri çekildi tabanları nasırlaşan ayaklarıyla. Geldiğinde üstünde misafir kokusu vardı aniden giden bir misafirin. Sonra göğsüne iliklediği bekleyişle oturdu yol ağzına. Gelene gidene baktı ama aradığı renk yoktu gelmelerde ve gitmelerde. Bir biçim gibiydi, duvarın gri tonları arasında kaybolan bir biçim. Bazen bir serap gibiydi. Çöl sıcaklarıyla gelir, kış soğukluğuyla giderdi kendi masalına. Tanrısı yoktu, kendine salardı bütün duaları, tutmayınca yine kendine küfür ederdi. sessizdi. Sessizliği armağandı gürültüye...
Sirr: Ersal Sarıkaya..
"ÜLKE'ME"
......içtigim sigara kokusunda kaldi hasretin, bilinmedik bir yenilginin bütün disavurmuslugundan bakiyorum sana... öyle uzak, öyle ulasilmaz gelen bulutlarin döküldü avuclarima kar tanesi agirliginda bir dag düstü, umudun bagrina... ey ülke, dilimin sancili hazinesi... simdi cenk mevsimidir. uzakligin kasvetini alip ardina düstüler yollarina... gayri karanfil kokar simdi dört bir yanin. özgürlüge akacak çaylarin... dilinden ezgiler dökülecek kör karanliklara... ey ülke; dinle bu gelenleri; ayak seslerinde toprak sevdasi, yüreklerinde hinç, ve ellerinde günesi getirdiler sana...
Siir: Ersal Sarikaya
" yaşamak" diyerek başladık herşeye noktalar umrumuzda değildi. hayatımız ödünç alınmıştı bütün saat dilimlerini onlar için yaşıyorduk dün, bugün ve yarın birbirinden farlı üç kelime
tek ortak noktaları zamandan bir parça olmalarıydı başka bi anlamı yoktu insanoğlunun marifeti işte hayallerimiz satılıktı hiç bi değeri olmasada bazen beleşe bile giderdi ve gidenler bizden tanrıya armağandı ne tuhaf şeydi hayatı ödünç yaşamak
çocuksu oyunlarımızda vardı tabi ama hiç biri sonuna kadar oynanmadı yarım kaldı bütün sevinçlerimiz bir umuumuz vardı oda yarda saklıydı tarih değişiyor zaman geçiyor saatler, günler, aylar ve yıllar ...............
"YAŞAMAK" DİYEREK BAŞLADIK HERŞEYE VE "ÖLMEK" DİYEREK BİTİRİYORUZ ARTIK NOKTALARINDA BİR ANLAMI VAR BİZDE..... NOKTA.
SiiR: ERSAL SARIKAYA
ÖYLESİNE İŞTE
yıldızların en parlak oldugu bir gece avrene hakim ay ışıgı vurdu gül yüzüme ve sensizlik kaygısından uzak bir şehir her mısrada kan verdi zayıf bedenime öylesine işte
kırık bir motada kendi ahengini bulan gözlerimin sevgi şarkısı düştü yüregime ve yüregimin sesiyle beslene umut ölümsüz aşkı anlatı aramızdaki titreşime öylesine işte
kötü ve çirkinken aranmış duru yaşam sadece güzelligi bıraktı semada ellerime ve parlak şahitler eşliginde edilen yemin seni baglayan düğüm oldu beyaz kefenime öylesine işte...
SiiR : ersal sarıkaya..
Onun adı Yaşar`dı
O yaşamıyordu gönlünce Ama onun adı Yaşar´dı O gezemiyordu bedence Ama onun adı Yaşar´dı Bir kaç basamak çıkarken Çekerdi bismillah yemek yerken Boğazında kalır ölür diye Kapısını açık tutardı Biri gelip görsün diye Ama onun adı Yaşar´dı Neden koku almadığını Gül kokarken anlamadı Penceresiz odasında Bayılıp kaldı havasında Ama onun adı Yaşar´dı Anılmazdı onun adı Göl başında ağlardı Ördeklere bakardı Bastonuyla kalkardı Ama onun adı Yaşar´dı Feleğe isyan etti Ruhunu almaz diye Sağlığına küfür etti Dönmüştü deliye Ama onun adı Yaşar´dı Parasını hırsız çaldı Adelet kapısına dayandı Bundan biraz cüret aldı Ne yazık hırsıza kaldı Ama onun adı Yaşar´dı Hastalığı çaresiz bir şekerdi Bunun için çok acılar çekerdi Bronşitti nefes zor alıp verirdi Hep günlüce sigara içerdi Ama onun adı Yaşar´dı Mekik dokur evden doktora Ilaç içer sabahtan akşama Evde kimse yok tek başına Emekli olsa 65 yaşında Yazılır belki mezar taşında Ama onun adı Yaşar´dı 60´larda satıldı yabancılara Işçi oldu maden ocaklarına Nasıl düştü birdenbire yataklara Anlamadı hep sorar doktorlara Ama onun adı Yaşar´dı Beyhude ne yaşar ne yaşamaz Belki kalbi artık atamaz Uzakta ailesi kavuşamaz Ölmeden dertlerden kurtulamaz Ama onun adı Yaşar´dı Halbuki yaşamadı Ama onun adı Yaşar´dı
Şiir : Ali Kızılgedik
Güneş tutulmuş güneş
Dereler çağlamaz olmuş Toprağı namert Yıldızlar kayar başucumdan Uzaylısı gaflet Gözüme ışık görünmez Güneş tutulmuş Güneş
Karanlığı yaşar gündüzler Geceler kahpe Dalgalarda çırpınır yakamoz Gemiler sahte Gözüme ışık görünmez Güneş tutulmuş Güneş
Ay tutulmuş gecede Ufukta kıvılcım yok Serde ölüm kıvranır denizde Sahilde haykıran yok Gözüme ışık görünmez Güneş tutulmuş Güneş
İnfaz dolaşır yer-gök Yassı ada´da ses yok Şıkırdar zindan sesi Imralı savaş kalesi Gözüme ışık görünmez Güneş tutulmuş Güneş
Şiir : Ali Kızılgedik
Gımgım
Nasılda çeker toprağın beni yıllar sonra Babamın mezar taşları duruyor mu acaba Döküldüm sonbahar yaprağı gibi dalından Alıp götürmesin rüzgarın beni uzaklara GIMGIM
Aslında variyetsiz yaşadım bereketli toprağında Seher yeli eser güneş kızıllaşır dağlarında Huzurluyum yalın ayakla çamurlu yollarında Bir beni bilsen nasıl hasretim kucağına GIMGIM
Kışları fırtınalıdır köylerimiz erişilmez sana kardan Dereler coşar çiçekler açılır kokuşur gül baharlan Ekinler başak tutar ırgat zamanı çayırlarında Meleşir kuzular analarına, KIZILGEDIK de sana GIMGIM
Şiir : Ali Kızıldedik
Dag Tadinda Icime cekmek vardi seni havasindan Yudumlamak Su gibi Icerimde tutusan yangin bakislar gibi Seyre dalmak vardi seni Güz gibi,kis gibi,bahar gibi Koklamak vardi seni delice Ve delice haykirmak Sensiz yasamin issiz bir cöl gibi...... Köy Tadinda Yaylasinda tutusmak vardi yüreginde Geceyi bölen sessizlikte suskunlugu bozan Ay isiginda gözlerinde olmak vardi Ve gözlerinden Serin yagmurlar gibi akmak... Kendime döndügüm ay karasi geceler Ölümü seven eski yüzüm Ve sesimin kayboldugu Ezgi tatinda,köy tadinda,dag tatinda Zerdali gözlerinde,isigi tutusturmak vardi ya... Bir güvercin ürkekliginde Tomurcuk düslerde büyütüp Dal nergizi tadinda Seni koklamak,Seni yasamak Ezeli bir öykü gibi,Seni animsamak Güz gibi,Kis gibi,Bahar gibi Koklamak verdi seni delice Ve delice haykirmak Sensiz yasamin issiz bir cöl gibi........ KENAN TOSUN 06.03.2008
Siir: KENAN TOSUN
YASAKLI TÜRKÜLERE
kaçağı olmadım korkunun hiç bir zaman ürkütse bile yarınlar beni dalarken geçmişime sigaramdan çıkan duman yayılıyor odamın her bir köşesine. ve ben biraz daha kayboluyorum.
yüküm sevgi ve kahır tanıktır kan dolu nehirler gökte çalınan yıldızlar kadar berrak bir o kadar da bedel yüklüdür sevecen bakışlı kan çanagı gözlere ezgilerdeki o gize odaklanıyorum taşıyamadığım bedel dolu yükümü bırakıyorum yasaklı bütün türkülere
KENAN TOSUN
KENAN TOSUN
UMUDA DOĞRU
(...) "kimi zaman boğazima dayanan o hançerin öfkesine takılırr gözlerim kimi zamanda bir sevinç alıp beni uzaklara götürür. bi çareyim yürüdüğüm yollar aglamaklı oldugum o gece karanlığının ürpertisinden. umut belki ,uzun yolların engebesinde saklı belkide üzerinde yürüdüğüm taşların çığlıklarında."(..)
HAYAL
tomurcuklasmamış sevdalar vardır boynu bükük,aç bir çiçek gibi. akıntısı durmayan,bir ırmak gibi tükenmek vardır dudağa dokunmadan. adını bilmediğim,olgudur bu kuru bir agacın yeşermesi misali. tene dokunmadan ayrılığın kokusudur üşürcesine ve gizlidir her bir mısrası öylece duran yaşanılmayan her sey için. Ey Umut Durgun bedenimin Ardındaki koruluk Bitti mi dersin Ellerini tutamadığım sevdam Ey coşkun Su ve son sığınak bir yer ac karşılıksız sevdama ve onsuz yeni bir günün şafağı sevdalara kapandı yüreğim. geçilmesi dar bir koruluk var önümde ya ben kayboldum ya da her gün yasanılan sırma bir ağacın tel tel dokunan sırmaşıkları gibi bazen vatanım oldun bazen yüreğimdeki yara ve daraldı zaman elveda hayallerim.
KENAN TOSUN
ÜŞÜDÜKCE
Üşüdükce ben boğazıma düğümlenen kelimeler çığlık atarcasına haykırmak istiyor biriktirdiğim öfkeler bir bir canlanıyor hafızamda yaşamın çirkin yüzü beni sürükledikce üşüdüğüm ve yenik düştüğüm yıllara dönüyorum başımı nereye cevirsem yaşadıklarımın dayanılmaz karanlığını görüyorum Görüyorum dipciklenen yaşlı amcayı kucağında ekmek taşıyan cocukları bir bir alınan insanları.
kara bulutların kapladığı hiç bir yolun umuda çıkmadığı gözyaşının işkencenin kol gezdiği diyarımın nasıl kırıldığını görüyorum. Ve üşüdükce ben döndüğüm yılların gizemindeki taşla kaplı evleri sokak aralarındaki çocuk seslerini özlüyorum. şimdi uzaklardayım yaşamın bu çirkin yüzünü asla unutmadım unutmadım diyarımın asi evlatlarını dağlarını sularını hep onurlu başı dik o güzel yüzlü insanları üşüdükcede olsa unutamıyorum.