Beşikkaya (MUSKAN) köyünün güneyinde Çaylar(uskıra pila)Nahiyesi, Üçbulak(uskıra kıja),Çalıdere (Harike) köyleri, doğusunda Tuzlu (şoruk) ve Taşlıyayla(şema)köyleri, kuzeyinde Bingöl dağları ve üzerindeki yaylalardan sonra Erzurum ili ve Hınıs ilçesi, batısında ise Eryurdu (xaşxaşe) köyü ve Dewreşa (harik köyü) mezrası ile sınırlarını çizer. Bulunduğu yer itibarıyla oldukça engebeli olup çok dağınık ve geniş bir coğrafya içinde sırtını Bingöl dağlarına dayamaktadır. Beşikkaya Köyü’nün kuruluşu çok eskilere dayanmaktadır. Güzelim VARTO(Gımgım) İlçesi’nin diğer köyleri gibi kesin bir kuruluş tarihi olmamakla beraber MUSA isminde bir kişinin ilk olarak buraya yerleştiğini Daha sonra ise buralarda barınamayacağını anlayınca MUSKAN ı terk ederek MIŞKO(çaltılı) köyüne göçer. Oradan da şu an bağlı olduğumuz MUŞ iline yerleşir. Bu bilgiler yazılı olmayıp eski nesillerden ve rivayetlerden aldığımız bilgilerdir. Ama bundan sonra Beşikkaya Köyü’ne dair yazacaklarım rivayet değil tarihçesi olmasa bile belki bizlere birer ışık olacak, Tarihi hakında düşünmemize vesile olacaktır. Genelde Çaylar(ustıkra),Varto(Gımgım), Omcalı (keranlık) Özelde ise Beşikkaya(Muskan) Köyü’nün kuruluşu Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme (1451-1579)dönemine denk gelmektedir. Osmanlı İmparatoru YAVUZ Sultan Selim’in1512-1520 yılları arasında Erzincan halkına, özelde ise ALEVİ lerin bulunduğu yerlere Yaptığı zülümler sonucunda, insanları yeni arayışlar içine sokmuştur. Doğuya doğru yerleşmeye başlayan halk Sırasıyla DERSİM(Tunceli),BİNGÖL(Kiği,Karlıova), ERZURUM(Çat,Tekman,Hınıs),son olarak ta MUŞ(Varto) İline yerleşirler.Yapılan tüm bu zülümlere karşı ayakta kalabilmeleri için coğrafyasından da görüldüğü gibi dağlık Çetin ve engebeli bu alanları seçerler ki tarım alanı olabilecek araziye bile az rastlanır. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndan çekinen halkı gören İRAN ŞAHI Şah İsmail buradaki halkın dini duygularını da dikkate alarak kendine katmak istemişse de emeline ulaşamamış, Osmanlı ordusuna yenilerek buralardan çekilmiştir. Yani o zaman MUSKAN olan köyümüzün ismi ise cumhuriyet yılları içinde BEŞİKKAYA olarak değişerek bugünkü şeklini almış oluyor. Köyde esas konuşma dili zazacadır. Türkçe ise daha sonra okul yıllarında eğitim dili olarak öğrenilmektedir. Şimdi muskan köyünde yaşayan aşiretlerin geçmişine bakarsak yukarıda yazılanların doğruluğunu biraz daha anlamış oluruz. MUSKAN(Beşikkaya) KÖYÜ’nde ALKIJLAR, OSMANIJLAR, ŞERKIJLAR, DAVDIJLAR, SORMEMEDIJLER,CAFKIJLAR ve FERKIJLER yaşarlar.Bunların buralara gelip yerleştikleri yolu izlersek biraz daha net olmuş oluruz. ALKIJLAR birazda OSMANIJLAR denen aşiretler muskan köyünün DOĞAN, ÖZER,GÜLDAĞ,ATALAY ile DEMİRCİ soyadını taşıyanları kapsar.Bunlar ayrıca çokça DERSİM in cıvarık köyü çevresinde yaşarlar. Varto’ya daha sonra yerleşen ALKIJLAR Çaylar Nahiyesi’nin birçok köyüne dağılırlar. Bu köylerden biride MUSKAN dır Ayrıca YEŞİLDAL, TAŞLIYAYLA, ERYURDU köylerinde yaşadıkları gibi çevre köylerin çoğunda da vardırlar. ŞERKIJLAR aşireti ise özellikle köyde YALÇINKAYA ve sonradan AKIN soyadı ile bilinen ailelerdir. Bunlar BİNGÖL’ün Karlıova ilçesi Gameşa köyü yörelerinde vardırlar. Onların bir kısmı o dönemlerde göçüp VARTO nun ÇAYLAR Nahiyesi köylerine yerleşirler. BEŞİKKAYA, KÜÇÜKTEPE, TUZLU gibi köylerde yaşarlar. DAVDIJLAR da köyde DOĞAN ve KOÇAK soyadı ile anılan aşirettir. Bunlarda aynı yolu izleyerek VARTO nun ÇAYLAR Nahiyesi’ne ulaşırlar. Özellikle Çaylar’a yerleşirler. Oradan da bizim güzel Muskan Köyü’ne yerleşirler. Bunların bir kısmı da sivas ilinin kangal ilçesi civarlarında yaşadıkları söyleniyor. SORMEMEDIJ aşiretinin MUSKAN köyü’ndeki temsilcileri de ÇELİK soyadı ile anılan ailedir. Bunlar Erzincan, Tunceli üzerinden gelip Karlıova bölgesi CEBA köyü çevresine yerleşirler. Oradan da Varto’ya dağılarak MUSKAN köyü dışında Çaylar’ın birçok köyüne yerleşerek hayatlarını idame etmeye çalışırlar, Kartaltepe, Teknedüzü gibi köylerde de vardırlar. CAFKIJLAR da MUSKAN Köyü’ndeki koç soyadını taşıyanlardır. Bunlar da KARACORUM da tek aile olarak Gelip MUSKAN Köyü’ne yerleşirler. Bilindiği kadarıyla çok fazla da yokturlar. FERKIJLAR da MUSKAN Köyü’ndeki FIRAT ve sonradan SOYLU soyadını temsil edenlerdir. Bunlarda aşiret Olarak Erzincan dan dağılarak Tunceli, Bingöl, Kiği ve Karlıova üzerinden bugünkü MUŞ İli’nin Varto İlçe’sinin Çaylar bölgesi KASIMAN(Köprücük) Köyü’nden ERYURDU (Haşhaş) Köyü ne göçerler. Oradan gelerek MUSKAN Köyünün Memiş mezrasına yerleşirler. Bir kısmı ise MUSKAN köyünde kalır. Ayrıca bunlarda diğer aşiretler gibi ÇAYLAR ın birçok köyüne yerleşirler.KASIMAN,ZENGEN,EMERAN,HARİK,SOFYAN,ÇAYLAR Köylerinde de vardırlar. Aslında Muskan Köyü’nü aşiret olarak bölmek benim için zor olsa gerek.Ama sadece insanların nerden gelip nereye gittiklerine birazda olsa kafa yormaları. Yani geçmişini bilmeyenler geleceğini kuramazlar bağlamında Ele almak amaç. Köy böylesi bir ayrışma içerisinde yine bir aile gibi yaşadı hep. Birbirlerine yardımları vardır ve tüm sıkıntılarını, sorunlarını birleşerek çözmeye çalışırlar. Zaman zaman çıkan olumsuzlukları ve rahatsızlıkları büyütülmeden adilane bir şekilde köyün illeri gelenleri tarafından ele alınarak çözülür. Adli durumu olanlar ancak hukuk kapılarına giderdi. Yani eskiden bildiğimiz köydeki İMECE ile köyün birçok sorunu giderilirdi. Mağdur olanlara gereken ilgi ve alaka gösterilerek mağduriyetleri giderilir, gereken ilgi gösterilirdi. BEŞİKKAYA Köyü bugüne kadar idari yönetim olarak çeşitli illere bağlanmıştır. Daha önceleri Erzurum a Bağlı olan köyümüz MUŞ’un il olmasından sonra kendisine bağlanmıştır. MUSKAN köyümüz göç vermeden önce Kalabalık bir köy olmasa bile 70-75 hane den oluşuyordu.1960-1980 yılları arasında nüfusu 300 ü aşmıştı. Köyün Şu anda iki sınıflı ve bir lojmanlı okulu bulunmaktadır. Ayrıca köy odası ve çok amaçlı kullanılmak üzere birde aş Evi bulunmaktadır. Fakat bunların hiç birinde faaliyet olmamakla beraber nerdeyse kaderlerine terk edilmişlerdir. Köyün taşınmazları bunlardan ibaret olup, ayrıca köy yolu var iklim koşulları dahilinde asfaltlanmıştır. Muskan Köyünde yokluk, yoksulluk ve sefalet dikkate alındığında küçümsenmeyecek ölçüde okur yazar vardır. Bu oran ilk Öğretimde %99 lara, Lise ve dengi okullarda birçok yerde olduğu gibi ekonomik ve sosyal sıkıntılar dikkate alındığında bu oran hızlı bir şekilde düşmektedir. Yüksek öğrenime baktığımızda oran daha da aşağılara inmekte Fakat yaşam koşulları baz alındığında bu oranları küçümsemek doğru olmaz, olamaz. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bir çok dalda akademik ünvana sahip insanımız topluma hizmet sunmaktadır. Muskan’lıların gururu onuru olmaktadırlar. Erkek kız ayrımı oldukça azalmıştır. Fırsat eşitliği ortamında okumaya kimler meyilli ise fark gözetil meden okutulmaktadırlar. Bunlar akabinde tarihinde çokça felaket yaşamış olan MUSKAN köyü istilalara maruz kalmış bir yandan Yerleşik hayatı sürdürmek için halkı çaba gösterirken diğer yandan da doğal afetler ve büyük felaketlerde çokça bedel ödemişler. En büyük bedelleri 1946 ve 1966 depremlerinde olmuştur.1946 depremini nispeten ucuz atlatan halk 1966 depreminde yerle bir olmuş can ve mal kayıpları ile onarılması zor olan yaralar almışlardır.15 ila 20 sayıda insanını yitirmiş çokça insanı ise yaralanmış ve imkanlar olmadığından bir çok insanı da sakat kalmış ve kısacası insanlar kendi kaderleri ile baş başa kalmışlar. O günlerin izini taşımayan tek bir kişi bulmak oldukça zor. Bu arada devlet hala kendisine düşen duyarlılığı gösterememiş 1966 da yarım yamalak yaptığı ahşap barakalar üzerinden yılar geçmesine rağmen hala bunlardan köyde olanları var.( Köy idari heyeti yerinde olsam bunlardan birini deprem müzesi haline getirir geçmiş felaketleri tüm çıplaklığı ile yeni nesile veya merakı olanlara sunardım. Bu da bir kazanım olurdu.)Bunların dışında insanların çabaları sonucu 1990 larda yeni bir tip deprem konutu yapılmasına rağmen kullanışlı olmamalarından olmalı ki insanlar kendi imkanları ile yaptığı binaları tercih etmiştir. 1980 sonrası köyde manzara farklılaşmaya başladı. Köy ekonomik ve siyasi ortamdan dolayı erezyona uğradı, göçler başladı. İnsanlar yeni arayışlar içine girerek Almanya, İstanbul, İzmit, İzmir, Mersin, Ankara, Bursa gibi sanayı kentlerine göç edip buralarda yaşamaya başladılar. Şu anda ise köyde 20-25 hane bulunmakta, nüfusun çoğunluğunu yaşlılar oluşturmaktadır. Bunların geçim kaynakları ise genelde hayvancılık olmakla beraber tarım ise bostan düzeyinde işlenmektedir. Orda olup okuyan çocuklar ise Çaylar ilköğretim yatılı bölge okulunda Yatılı okuyup, hafta sonları evci olarak evlerine gelmektedirler. Köyün ulaşımı kısmen de olsa uygundur. Her sabah, akşam köye servis vardır. İnsanlar sabah ilçe (Varto) ye gidip ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra akşam tekrar köye dönmektedirler. Köyün telefon ve elektrik sorunları kısmi olarak giderilmiş, yalnız alt yapı sorunları olması nedeniyle sık sık arızalar oluşmaktadır. Özel operatörlerin devreye girmesiyle artık iletişim sorunu yok denecek kadar aza inmiştir. Muskan Köyü nün bu sosyal ve ekonomik yapısını belirttikten sonra birazda coğrafi ve özel konumu ile ilgili bilgi vermek gerekse Muskan Köyü asıl olarak mezralardan oluşur. Resmi olarak Yeşiltepe (Memiş) mezrası ve Kali mezrası olarak iki mezrası vardır.Fakat bunların dışında her bir ev bir mezra görünümündedir. İçme suyu konusunda da bazı alt yapı eksiklikleri vardır Su sorunu yaşamasına rağmen çevresindeki bir çok köye de su temin etmektedir.Yetkililerin bu çelişkiyi kısa sürede ortadan kaldıracağını umut ediyoruz. Doğusunda sorbulak deresi akarak Muskan ve Şoruk köylerinin sınırlarını çizerek Çaylar ovasına ulaşır. Ovadaki köylere can verir. Yine köyün batısından sular dereside denen Dereava geçer. Buda Haşhaş ile Muskan’ı birbirinden ayırarak kıvrıla kıvrıla soredar (Kızılağaç)deresine can verdikten sonra Harik ile köyümüzün sınırlarını çizerek ovaya ulaşır.Yani köyümüz bu iki dere arasında yer alır.Bu sular Bingöl dağından doğar, ekim ve dikim alanlarına can verdikten sonra mıntıkamızı terk eder. Bu sular genel olarak ilkbahar aylarında taşarak aktığı mecraya zarar verirler. Kendisine zarar verdiği gibi köyün arazilerine de zararlı hale gelirler. Bu dereler dışında dağ yamacında adım başı su gözeneğine rastlanılacağı gibi her kayanın altından da su akmaktadır. Muskan Köyü’nün çok büyük otlakları ve meraları vardır. Hemen kuzeyinde Bingöl Dağı’ndan başlayarak dağın üzerindeki platolarla uzanıp, Erzurum ve Hınıs sınırlarına kadar uzanırlar. Bu platolar Üzerinde Kırmızı(VaroSor) Yayla, Bingöl (Varekoy) Yaylası, Kartal (VareKertal)Yaylası, Eski (varogan) Yayla. Şiran Çayırı(Vare Merga Sira) Yaylası ve Gülbey (Gulbeg)Yaylası gibi çokça yayla vardır. Bu meraların bir kısmı ise mevsimlik olarak başka göçerlere kiralanarak köy bütçesine gelir elde edilmektedir. Hayvancılık yapan köylü yazın bu yaylalara çıkıp en az 40 gün buralarda konakladıktan sonra hava sıcaklığının kırılmasından sonra köye dönmektedir. Bu platolarda getirilen besin ve gıdalarla kışın hayatlarını idame ettirmekteler. Muskan Köyü’nün çevresinde olduğu gibi, kendisinin de ibadet ve inançları vardır. Bu inançları camide değil Cemevi’nde yaparlar. Fakat köyde CEMEVİ olmadığı için inançlarını ve ibadetlerini daha farklı alanlarda veya evlerinde yaparlar.Dini olarak RAYBER (Rehber) ve PİR (Seit) lerden beslenir ve dini vecizelerini yerine getirirler. Çokça ziyarete inanırlar bunlar bunların arasında en çok çılkani (kırk çeşme), Hızır, Nefes, Galo sıpe, Ziyarete, Vaya hızırı (hızırın bacısı), Şeyde bıri, Goşkar Baba, seyide Diyari, Gıre Boğa gibi birçok inanç abideleri vardır. Özellikle bu inanç abidelerine karşı kendilerini sorumlu tutar, Bazı dönemlerde bunlar için lokma ve kurbanlar adayarak inanç ve sorumluluklarını yerine getirirler. Bu ziyaretler arasında en vazgeçilmeyenleri ise HIZIR ve ÇILKANİ dir ki, Halkın en çok ibadet ettiği ziyaretlerdendirler. Tüm çevre köylerin uğrak yerleri olmuş ve ayrıca Turizm bölgesi olmaya aday durumuna gelmişler. Çılkani yani Kırk Çeşme Bingöl Dağı’nın en sivri ve en dik bir yerinde yer almaktadır. Arkasındaki kayalıklardan öbek öbek sular akar, ayrıca hemen yanı başında bulunan o iki ağacın kökünden çıkan bir dere kadar suyun altı yüksek bir uçurum olan bir şelaleden inerken, bir ayran köpüğü görünümünde uzak alanlardan fark edilir. Kısacası görülmeye değer yerlerdendir. Hızır ise Muskan köyünün kuzeybatısında yer alır. Çok güzel ve soğuk suyu vardır. Beş dakikada karpuzun içinde patlayacağı kadar soğuk bir suya sahip olup bu suyun bir kısmı ise içme suyu olarak yer altından borularla Yeşil tepe (Memiş veya Ali )mezrasına verilmiştir. Bu su kocaman bir taşın altından doğup ölü bir su gibi doğduğu yerde bir çukur içinde birikir ve o kadar berrak ki bardağa aldığında bardakta suyun olduğuna inanmak mümkün olmuyor. Ayrıca çukurda biriken suya bakıldığında altındaki bütün detayları çıplak bir gözle görmek mümkündür. Bu sudan iki yudumunu üst üste içmek insan boğazına zarar vereceği gibi insan dişleri de zarar görebilir. Ayrıca Hızır ağacı vardır ki hiç kimse ona dokunamaz kurusa bile ağaçları yakılamaz ve zarar verilemez. Bu Hızır ağacı Dilek tutanların iplerinin bağlanmasıyla renga renk bir görünüm içinde giyindirilmiş bir gelin gibi dilek ağacı görünümünde her gelenin dileklerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu ağaç kökünde yatıp rüya görmek isteyen çokça insan vardır.ve yine bu Hızır ağacı altında sıkıntıları olan kimseler giderek zikirler ettikten sonra kurban keserler. Ayrıca Hızır ayında Hızır’ın bolca misafiri ve ziyaretçisi olur. Kış Tipi kar olsa, Yazda sıcak kavursa da oraya gidilir dualar edilir, dualardan sonra kurban ve lokmalar verilir. Adabına uygun kurallı bir şekilde gerekenler yapılır. İnançlar tazelenir Bilinenlere yeni bilgiler eklenilerek, Hızır’ın hayır duaları alınır, mutlu ve huzurlu Bir şekilde evlere dönülür. Bu durum rutin bir şekilde devam eder. Anlayacağınız her sıkıntısı olan çareyi orda arar. Bunun dışında çeşme suyu(awa çışma) denen bir yer altı suyu vardır ki değirmen çalıştırabilecek kadar sığdır. Bu su da muskan köyünün doğusundan yani GADIZAN (ŞORUK köyü mezrası) yolu üzerinde bir yamaçtan doğar. Bu suyun bir kısmı da bağlı bulunduğumuz ÇAYLAR Nahiyesi’ne içme suyu olarak verilmiştir. Bu suyunda kendisine has özellikleri vardır. Kalan kısmı ise köyde ekilir- biçilir tarım alanlarını suladıktan sonra köyü terk ederek çaylar ovasına geçer. Bu suyun bir kolu ise daha bir kaç yıl öncesine kadar köyümüzde kurulu olup tam kapasite çalışan UN değirmenine can veriyordu. Un değirmeni demişken birazda değirmen akibetine değinmekte fayda var sanırım. Bizim köyde en ilgi çeken diğer bir şey de değirmendi. Değirmeni biz küçük bir UN fabrikası olarak görürdük. Bir köyde fabrikanın olması o köyün gelişimi açısından oldukça önemlidir. Bu durum bizim köy İçinde oldukça önemliydi elbet. Çevre köylerden gelen buğdaylar burada un olup giderdi. Değirmen özellikle sonbahar aylarında tam kapasite çalıştığı halde sıra yüzünden büyük kavgalar yaşanırdı. Bu kavgalar daha sonra sağ duyu sonucu tatlıya bağlanırlardı. İnsanlar buğdaylarını öğütüp un haline getirmek için geceleri nöbet beklerlerdi. uykusuz ve aç kalarak neticeye varırlardı. Un yaptıkları buğdayları hayvan gücü ile taşıyıp ambarlarına koyarak 12 ay ekmek yaparlardı. Şimdilerde o değirmenden eser yok. Göçün başlaması ve oralarda tarım öneminin azalmasıyla beraber güzelim değirmen de kapısına kilit vurarak çürüyüp yerle bir oldu. Artık onu fotolarda geçmiş bir tarih olarak görüp hafıza tazelemekten başka keşke yapacak bir şey olsa. . Ve yine köyün kuzeyinde yer alan Bingöl Dağları yamaçlarında ve platosunda görülmeye değer ve ilgi çeken birçok yeri vardır. Mesela Kırmızı taş (kemer o sor) Siyah taş (kemer o siya) Dalazer, niçik, Sala çınge, çala dızda (hırsızlar çukuru) merga sira (sarımsak çayırı), merga pe wara(yayla arkası çayırı), buralarda bulunan çeşmeler görülmeye değer yerlerdir. Ayrıca kırmızı yayla ve kırmızı taş ın karşısında ve sorbulak deresi yatağında Tuzlu (Şoruk)köyü sınırları içinde bulunan mağara içine girip ilginç duyguları yaşamanızı öneririm. Oradan sorbulak deresini takip ederek aşağı doğru inerken sorbulak deresi şelalesinin heybetini görmeniz mümkün olacak ve hayran kalacaksınız. Bu dağda ayrıca yenecek ve yemeği olabilecek çokça bitkiyi de tatmış olursunuz ki hepsi doğal yetişme olarak yan etki yapmazlar. Bunların ilgi çekenleri so, kenger, marşung (yemlik), helıg, bejek, sung (mantar) Pune (nane), anuğ (kekik otu) ve kınkor (eskiden bu otu sabun ham maddesi olarak kullandıkları gibi kışın hayvanlara besin olarak verirler) ve yine Gone (geven de hayvan için besin maddesi olarak kullanılırdı).Bunlara benzer birçok yararlı bitkiyi bağrında barındırdığı gibi bölgeye özgü de bir çok yabani hayvana mekan olmaktadır. Ayrıca Yeşiltepe (Ali veya Memiş)mezrasının ise görülmeye değer güzel yerleri vardır.Burası bir kuş cenneti, bir meyve bahçesi, bir kavak yurdu, bir koru görünümünde bir çok ağaç çeşidi ile doğayı tam manasıyla bir tatil beldesi olmaya zorlamaktadır.Burada söğüt (viyal), meşe(mazen).kavak(Qevağ), elma(saye), armut(muriye) erik (mamuğ) kuşburnu(şilan), ceviz(goze), Üzüm(diri),vişne akasya, dut(tüye), kızılağaç(darosor), dal ayrıca İklim değişikliği ve küresel ısınma ile beraber farklı iklim meyveleri de ekilmeye başlanıp iyi verim alınmaktadır. Bunların başında kaysı(keysi),ayva, fındık gibi meyveler gelmektedir. Burada yaklaşık on hane, on ayrı mezra ve on ayrı bitki örtüsü gibi özellikler taşımaktadır. Burada yaşayanlar geçimini genelde ağaç satışları ile karşılarlar. Bu mezrada ekili alan olmamakla beraber azda olsa bostan türü şeyler ekilir. Ayrıca bu mezrada yine yirmibine yakın İtalyan kavağı ekili olup kavak ticareti yapılmaktadır. Köyde genelde soğan (piyaz).sarmısak (sir), nane (pune), maydonos (maydanoz),tere,lahana (kelem),biber so domates, salatalık (xiyar), patates (gartol), mısır (lazut) buğday (tene),fasülye (lobi), kabak (kundur), Patlıcan, şeker pancarı (sılk),Havuç (awuc), karpuz (kerpuze),kavun (gewune), Reyhan, roka, çilek.arpa, çavdar, yonca ve benzeri bitkiler yetiştirilir.Pazarı olmadığı için ancak evde yenebilecek kadarı ekilir ve hasadı alınır.Bunların dışında dağda ve yaban yerlerde yetişen bir çok şeyden de yararlanılmaktadır. Bunların başında da ısırgan (dırık) otu, Yemlik (marşung), kenger, jajık, So, pejek,Yerelması (gızeri), Kuzu kulağı (tırşık), Nane (pune), Kekik (anuğ), helig, mantar (sung), yabani elma (saye) armut (muri) erik (mamuğe), mendık, sıveçık yonca (wenca) Lale(gulsosun) gibi. Bunun dışında köyümüz bir orman bölgesi olduğu halde ormanların korunmaması ve ormanların hunharca kesilmesi oldukça üzücü bir durum. Bu köyün sit alanı olarak korunması gerekir. Ayrıca köyün bazı bölgelerine tapu kadastro girdiği halde bazı yerleri ise sorunlarla iç içe kalmış durumdadır. Köyde olan arazilerin tapu işleri de başka bir sorun olarak güncelliğini koruyor. Her ne kadar orman köyü ise de orman bölgesi tapuları devlet tarafından hak sahiplerine en kısa zamanda verilmelidir. Bu konuda köy heyetinin girişimleri olmalı ve ilerlide oluşabilecek huzursuzluk ortamına meydan verilmemeli. Yani köyün en önemli sorunu olan tapu sorunu acilen çözülmezse ilerlide insanların köye geri dönüşünde büyük sorunlar teşkil edeceği şimdilerden görülüyor.
Düzenleme Tarihi 12 . 12 . 2009
Gürsel FIRAT
BEŞİKKAYA KÖYÜ - MUSKAN
TARiHi
Mus ilinin tarihinde Asurlarin kaynaklarina göre, bir deniz kavmi olan Muskilerin göçü, Doguanadolu'ya olmustur. Bu kavim Mus ve Van çevrelerine yerlesmis. Sehirler, kasabalar, köyler kurmuslar. Asur kaynaklarina göre, dördüncü yüzyilda olmus. Ibranice'de muskinin anlami sulak, verimli alanlar bu tanimda köyümüze uyuyor. Köyümüzün su kaynaklari bol söyleki, sorbelax deresi, bulgur deresi, iniye çesme deresi hizir deresi, süredar deresi ve çesmeleri soguk sulari. Varto bölgesinde muska ve misko ve lehce bakimindan azda olsa degisiklikler var. Ama kaynak muskiler olmali, en iyi çagrisimi muskiler yapiyor. 1794 yilinda mus beylerbeyi Allatin Pasa zamaninda, Osmanlilarla Iran arasinda savas olmus. Bu savasta Osmanlilarin tutumunu begenmeyen iki asiret Iran'a iltica ediyor. Bu asiretler muskan asireti ve bedirhan asireti. Muskan asiretine daha da yakin ama bu asiretin dayandigi unsur müskiler olmali kanimca. Dogan Avcioglunun yazdigi Türkler tarihinin ikinci cildinde sayfa 595 kral Bumin ölümü nedeniyle kardesi Muka kral olur. Bozkir imparatorunun yazari Rene Grousst kitabinin bir kaç haritasinda, Orta Asyada kültür merkezi hotan var. Bu sehrin veya bölgenin adi güllük köyün mezrasi hotan kelimesine göre, bizim köyde hopike hashas tan hope tabi bu zaman ve binyil üzeri lehçe farkliliklari çikar. Ayni dili konusuyoruz. Lolan ve Avdelan sive farki fazla. Hormekler; Hamede, Mikaile, Alisire ve Megsudi dönemi veya dedeleri yerlesmisler. Sonra akrabalarini da yanlarina almislar. Bu yakin zaman ikiyüzelli veya üçyüzsene önce, ondan öncesini bilmiyoruz. Muskiler, muskan asiretlerinin tarihi kaynaklar köyümüz için karançik. Köyümüzün komsu köyleri; dogusunda sorik ve mezrasi gadizan, kuzeyi bingöl siradaglari, batisinda hashas ve harik, güneyinde büyük üstükran ve küçük üstükran. Köyümüzün yolu asfalttir, bir servis arabasi var. Yine köyümüzde hizir çesmesi bir mesire de ziyaret var. Cumartesi ve pazar günleri, çevre köylerden Hizir cesmesine gelenler cok olur, adaklar pisirilip yenir, yeni dostluklar olusur gelenler arasinda. Köyümüz Bingöl sira daglari etegindedir. Bingöl daglarinin üzerinde çok genis ova vardir. Bu ovada üç yaylamiz var. Warekoy, Gulbeg, Kartal ve Waresur yaylalarimiz. Gulbeg yaylasi kog tepenin batisinda yer almaktadir. Varto ve köylerinde 1946 ve 1966 varto depremleri olmus ve büyük acilar yasanmistir. Iki depremde köyümüzde ve diger köy ve varto merkezinde çok can kaybi olmustur. 1966 depreminde vartolular göç etti. Göçler batiya dogru yapildi. Köyümüzün büyük çogunlugu baska sehir ve avrupa ülkelerinde yasiyor.
KAYNAK: RIZA YALÇINKAYA
TARiHi
Varto’da en fazla ziyaret edilen kutsal mekanlardan bir tanesi ise Hızır Çeşmesi’dir. Muskan (Beşikkaya) köyünün üst tarafında bir cennet köşesini andıran ve sessizliğini yalnızca kuşlardan ve kaynak sularının sesiyle bozulduğu bir doğa parçasıdır. Sırtını kayaya vermiştir. Kayanın alt tarafındaki düzlükte Xızır’ın evi bulunmaktadır. Xızır çeşmesinin en önemli yeri hiç kuskusuz Xızır’ın evi ve evin altından kaynayarak akan çeşmesidir. Xızır evi çevre köyler tarafından motife edilmiştir. Xızır çeşmesini ziyaret edenlerin bazıları orda uzanıp yatmak isterler, amaçları rüyalarında Xızır’ı görmektir. Bazıları da oturup dua eder ve adaklar adar.
Tarihin henüz yazılmadığı zamanlarda günümüze değin varlığını koruyan bir inanca göre, adına Xızır denilen bir dervişin, bir kurtarıcının öyküsüdür. Xızır daima kendisine eşlik eden bir kır ata (astore kır) sahiptir. Bu at adını renginden almış ihtişamlı duruşu, rüzgarla yarışan hızı, beyaz tüyleriyle, köpükler kadar ak olan bu ata Xızır bindiğinde hiç bir engel tanımadan akıl almaz bir hızla bütün dünyayı gezdiğini ve Xızır var olduğu sürece hiç bir insan darda kalmayacağına inanılır . Xızır yoksulun, güçsüzün, ezilenin ve horlanan dar gün dostudur. O yüzdendir ki halkımızın en dar anında ilk düşüncesi “yetiş ya Xızır” cümlesidir. Xızır’ın en zor anda ortaya çıkıp tüm umutları, gerçeğe çevireceği, dünyayı kötülerden kurtaracağı, toprağa bereketi, insanlığa barışı taşıyacağı inancı bu gün bile halkımızın kalbinde varlığını korumaktadır.
Hızır çeşmesin de insanlar, çeşmenin bulunduğu yerin manzarasını seyre koyularak yorgunluklarını üstlerinden atmaya çalışırlar. Hızır Çeşmesini ziyaret edenler, dağ köylerinin güzel yeşil manzarasına eşsiz bir bütünlük katan berrak ve soğuk sular; Bingöl dağlarının eteklerinden doğanın görsel ziyafetini, hazırlamış oldukları yemek ziyafeti ile taçlandırarak devam ederler. Manzaranın güzelliği ve temiz dağ havası ile insanlar yorgunluklarını bir nebzede olsa attıktan sonra, bir daha gelmek dileği ile güneşin batmasına yakın, evlerine dönmek üzere yola koyulurlar.